Umarım artık “Ali topu Rojin’e at”ar
Merhum Hrant Dink, 2006 yılında Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından yayınlanan Ermeni Sorunu Tartışılırken adlı kitaptaki makalesinde “Eğitim sürecinde Türkiye’de yaşayan farklılıkları öğrencilere bir zenginlik kavramı içerisinde öğretebilecek, hayat bilgisi, sosyal bilgiler, yurttaşlık bilgisi gibi dersler bulunmasına rağmen, bu ders kitaplarının hiç birinde birlikte yaşanılan bu insanları anlatan, tarif eden ya da onların varlığına değinen hiçbir ünite yer almaz. Alfabede bile ötekinin ismine rastlanmaz. Sürekli ya “Ali topu Ayşe’ye at”ar ya da “Ayşe topu Ali’ye.” Bu isimler bir kez olsa dahi topu ne Hagop’a ne Delal’e ne de Hristo’ya atar” diyerek, özelde eğitim sistemimizdeki, genelde ise devlet politikasındaki tek tipleşmeyi, Müslüman ve Türk olmayan vatandaşları görmezden gelen ve ötekileştiren anlayışı gözler önüne sermişti.
Azınlıklara karşı yapılan haksızlıklar, görmezden gelmeler ve ötekileştirmeler Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sınavından her seferinde bütünlemeye kalmasına neden olan sorunların başında geliyor. Ülkenin kültürel zenginliğinin bir parçası olan ve ötekileştirmeden, asimilasyon politikalarından, “Ya sev ya terk et” mantığından etkilenen, etnik kimliklerin başında Kürtler geliyor.
Yıllarca, devlet olarak “Kürt diye bir şey yoktur kar / dağ Türk’leridir onlar” diyerek görmezden geldiğimiz, ana dilini yok saydığımız, isimlerini “alfabede olmayan harfler içeriyor” bahanesiyle nüfusa kaydetmediğimiz, var oluşlarını sadece milli güvenlik derslerinin “Bölücülük Faaliyetleri” başladığımız bir halktan söz ediyorum burada.
Hatta yeri geldi, “İdeolojik halay çektiler” diye hapse atıldı bu insanlar.
Neyse ki son yıllarda, “Kürt Sorunu” hakkında halen yetersiz, cılız olan ama bir o kadar da umut verici adımlar atılmaya başlandı. Bu adımlardan ilk ve en önemlilerinden biri 1 Ocak 2009 tarihi ile yayın hayatına başlayacak olan “TRT – Heşt”. Beş – on yıl öncesine kadar Kürtçeyi dil olarak bile kabul etmeyen Türkiye Devleti’nin resmi televizyonun 7 / 24 Kürtçe yayına başlayacak olması her ne kadar traji-komik olsa da, bu ülkede bence azınlık hakları konusunda devletin resmi elinin yaptığı en önemli gelişme olacaktır.
Ama burada, “yaşasın Kürtçe TV var” çığırtkanlığı yapmanın çok da doğru olmayacağının,
bu kanalın yayın politikasının da bir o kadar önemli olduğunun dikkatini çekmek isterim. Halen resmi azınlık politikası, görmezden gelme, susturma veya asimile etme olan bir Devlet’in kanalı olacak TRT Heşt kapısını, eğer sadece devletin politikasının altında ezilen ve devletin her dediğini doğru olarak kabul eden insanlara açarsa, Kürtlerin yaşadıkları sorunları görmezden gelen yayınların merkezi olursa ve Devlet’in Kürt Politikasının propaganda aracı olursa, ülkemiz yine demokrasi ve insan hakları sınavlarından bütünlemeye kalır.
1 Ocak 2009, dediğim gibi azınlık haklarının tanınması açısından bir milat. Fakat eğer, bu adım sadece gösteriş için yapılmıyorsa, bu ülkeye değer katabilir. Bu adım önemli bir kapı ama o kapının neler açacağını da görmek gerekiyor.
Bu kapı insanların günlük hayatlarını etkileyen bir odaya da açılmalı. Bu ülkedeki insanların, farklılıkları “öteki değil komşu” olarak görebilmeleri için, ağacı yaşken eğen, öğrencilerin azınlıkları “düşman” olarak bilinçaltlarına yerleştiren eğitim sisteminin de değişmesi en elzem noktalardan biri diye düşünüyorum.
Öğrenciler artık komşularını, onların kültürlerini ve farklılıklarını tanıyabilmeli.
Ali topu Rojin’e de atabilmeli artık.
-------------
Referans: Sayfa 26 Ermeni Sorunu Tartışılırken…. Heinrich Böll stiftung Derneği 2006
Wednesday, December 24, 2008
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

0 rüya tabiri:
Post a Comment